30 Eylül 2016 Cuma

EGM'de KURUL

Emniyet Genel Müdürlüğünde günlerdir süren Terfi,Tayin ve Kararname çalışmaları devam ediyor.Önemli olan bir an önce sonuçlanması değil hangi kriterlere göre karar verileceği.Çünkü eğer geçen yıl karar veren kurul bu yılki listeyi hazırlıyorsa işte o zaman durum vahim demektir.
   Geçen yıl bu kurulun terfi ettirdiği isimler arasında 320 Fetocu bulunuyordu.Aynı kurul 2015 de 1700 kişiyi emekli etmişti ve bunların içinde sadece 420 Fetocu vardı.Yani benim de dahil olduğum 1280 kişi fetocuları temizlemek için çıkarıldığı söylenen "iç güvenlik yasası" na dayandırılarak emekli edilmişti.Bu kurulun hangi kriterlere göre karar verdiği ortada.Terfi ettirdikten sonra tutuklanan,ihraç olan,açığa alınan 420 Fetocuyu göremeyen bu kurul, eğer değiştirilmezse hatta bunun hesabını vermezse, terfi ve tayin bekleyen bir çok vatan evladı, şerefli Türk Polisi kardeşim nasıl görev yapacak?
    Gece gündüz yemeden içmeden hain örgütü tespit ve temizlik görevi yapan bu vatan evlatlarına azıcık saygı varsa,adalet için görev yapan bir teşkilat kendi içinde adalet sağlayamazsa vay haline bundan sonraki operasyonların.
   Kurula başkanlık edecek Emniyet Genel Müdürü de İçişleri Bakanı da görevlerine yeni başladılar.Bu kurulun yapacağı terfi,tayin ve kararname bu yüzden çok önemli.Beceriksizliği yukarıda yazdığım gibi açık ve net olan bu kurulla karar vermeleri halinde  sayın bakan ve sayın genel müdürün bundan sonraki yapacaklarının giderilemez vahim sonuçlar doğuracağının işareti olacaktır.
    Geçen yılın kurulunda genel müdür olan Mehmet Kılıçlar gitti,Celalettin Lekesiz? gitti, bakan Efkan Ala gitti fakat diğerleri duruyor.Fetoyla en ufak ilişkisi olana hesap sormak doğru ve devam ettirilmesi gereken bir durumdur.Öyleyse 320 fetocuya terfi veren bu insanlarında hesap vermesi gerekmiyor mu?
    Hukukun,ahlakın ve mantığın kabul etmediği kararı ancak aptallar verir.Benden söylemesi...

27 Eylül 2016 Salı

Gizli Fetocuyu Anlamanın Yolları

 Fetocuları tespit etmenin bilinen yolları hem basında yer aldı hem de önceki yazılarımda bahsetmiştim.Bu kez en belirgin ama en görülmeyen bir yöntemini yazmak istiyorum.Feto örgütünün değirmenine su taşıyan, toplum hassasiyetlerini tahrik eden,birlik ve beraberliğe zarar veren söylemler,tarih,din ve Atatürk hakkında tartışmalar hep feto örgütünün planlı uyguladığı yöntemlerdir.
 Burdur  milli eğitim müdürü Mahmut Bayram'ın sosyal medyada yaptığı paylaşıma bir bakın :

 "Süslenen kadın kaç erkeği tahrik etmişse, o kadar erkekle zina yapmış gibidir!"

Ve bu paylaşım Hadis-i Şerif'e dayandırılıyor.
Diyanet böyle bir Hadis olmadığını söylerken, Milli Eğitim Bakanlığı bu müdür hakkında işlem yapılmadığını açıklıyor.Bu adam hala görevde ve biz çevrede fetocu mu arıyoruz?Bu milleti kim birbirine düşürüyorsa,dini kullanarak insanları kamplaştırıyorsa o değil mi HAİN,CASUS,ŞEREFSİZ,
    Şimdi ben de diyorum k; 35 yıllık polisim ve haini,hırsızı,ibneyi,fetocuyu anlarım.Fazla değil kısa bir araştırmada, karşınızda kendisini başka bir cemaat altına gizlemiş bir fetocu bulmazsanız bir daha tek kelime yazmayacağım.

21 Eylül 2016 Çarşamba

Hüzünlü Bir Aşk Hikayesi ve ATATÜRK

Bütün gecemi bu aşk hikayesini düşünerek ve Ata'mın dinledikçe hüzünlendiği "Manastırın Ortasında Var Bir Çeşme " şarkısını dinleyerek geçirdim.
   Mustafa Kemal'imiz 1896 da Askeri İdadiye kaydoldu.3 yıl okuduğu bu okul yıllarında Makedonya'nın Manastır(Bitola) ilindeki okulun bahçesi karşı konağa bakmaktadır.Okulun bahçesinde yapılan içtimalarda karşı evin balkonunda gördüğü Eleni'ye aşık olan genç Mustafa, bir arkadaşının aracılığıyla hem tanışır hem de evine gider.Öyle ki Eleni'yi kaçırır ve annesine götürür.Zaten iki kez okuldan kaçmıştır,biri bu diğeri de Balkan savaşında çarpışmak için.
  Zübeyde hanım genç Mustafa'nın Eleni'yle evlenme isteğine şiddetle karşı çıkar ve tabiki Mustafa Eleni'yi tekrar evine getirir.
   Manastır'ın İdadi'ye çıkan Sirok sokaktaki tarihi evin balkonundaki Eleni'nin aşkının hala yaşaıyor olması ise ayrı bir hüzün..
Makedonya'daki Türkiye Askeri Ateşeligi, İdadi'deki anı odasının duvarına astığı Eleni'nin Mustafa'sına Ata'mıza yazdığı ,mektup ise hüzünlü aşkın delili olarak yaşıyor.
İşte o mektup;


İŞTE O MEKTUP
İşte Eleni'den Mustafa Kemal Atatürk'e yazılmış, Senarist Aneta Şiyakova tarafından filmi yapılmış, tiyatroya konu olmuş o aşk

"Kemal Atatürk'e,
Bir zamanlar bir yerde...
Çok seneler geçti, ben hâlâ her gün senden haber bekliyorum.
Herhangi bir zamanda mektubumu alırsan, beni hatırla.
Kâğıttaki gözyaşlarımı göreceksin.
Yıllar geçiyor. Buralarda seninle ilgili çok şeyler konuşuluyor.
Bir şeyler oluyor.
Bu satırları okurken başka kadını seviyorsan, mektubumu yırt ve ona sor:
'Manastırlı Eleni Karinte adında birinin, bir günlük tanıdığı ve âşık olduğu adama bütün ömrünü harcamış olduğuna inanıyor mu?'
Benim seni sevdiğim kadar, o kadını o kadar çok seviyorsan, kendisine hiçbir şey söyleme.
Senin kadar mutlu olmasını diliyorum.
Fakat balkondaki kızı hatırlıyorsan ve başkasını sevmiyorsan, seni beklediğimi ve ömrüm boyunca bekleyeceğimi bilmeni istiyorum.
Döneceğini, beni unutmayacağını biliyorum...
Babam vefat etti.
Beni senden ayırdığından tam bir yıl geçti, beni eve kapattı ve bir ay çıkmama izin vermedi.
Ağlıyordum. Biliyordum, tüm kilitleri ve hapisleri boşunaydı.
Beni evlendirecek adamı sadece bir kez gördüm ve kendisi bana onu sevebileceğimi söyledi.
Ben kendisine, 'Hayır, ben sadece ilk aşkımı seviyorum' dedim.
Bir daha da görmedim.
Babam beni hiçbir zaman affetmedi, ben de kendisini.
Ölmeden birkaç gün önce yanına çağırdığında, 'Eleni, biliyorum yanlış yaptım, hiçbir zaman iyi bir baba olamadım' dedi.
'Affetmeni istemiyorum, sen de isteme benden, Allah ikimizi affetsin. Senin için en iyisini isterken en kötüsünü yaptım' dedi.
Babam kötü bir adam değildi.
O zamanlardaki gibi artık genç ve güzel değilim.
Bütün hayatım bir gün içinde.
Ebediyen seni seven ve seni bekleyen Eleni

https://www.youtube.com/watch?v=W8xni7BKjqk

    şimdi şarkıyı dinleyip bu aşkı düşünün ve O'nun o güzel gözlerindeki hüzünü hissedin,elbette sabahlarsınız.....

   

11 Eylül 2016 Pazar

O Resmi Yerine As

Uzun süredir tatili unutmuşum,  zaten benim tatilim de haber dinleyene kadar sürer hep. Yine öyle oldu, günlerdir yollardayım ve bu gün yine Ankara'dan Kuşadası 'na doğru yola çıktım. Biraz tatil biraz iş ama keyifli başlayan yolculugum radyodan duyduğum haberle sinirli ve bol beddualı hale geldi.
Meclisin AKP'li idare amiri Sami USLU' mecliste asılı duran Ataturk'ün uniformalı resmini indirmiş ve "Ataturk'ün birsürü sivil resmi var, yerine onlardan birini asacagız" demiş. Bre cahil,bilmiyorsan anlatayım  (ki, bilmiyorsan o mecliste işin ne?)
O resim şu olayın anısına o duvara asıldı;
İtalyan faşist lider Mussolini'nin büyükelçisi Ataturk'ü mecliste ziyaret eder ve Mussolini'nin Ege Adalarımızı istediğini söyler. Atatürk cevap vermez ve yan odaya geçer, biraz sonra üzerinde Mareşal uniformasiyla geri döner. Buyukelciye "Gördüklerini   musollini'ye söyle o anlar. Alabiliyorsa gelsin biz hazırız "der.
O anda olaya tanık olanlar Paşa'ya o günün anısına ve meclisin onuruna yakışan davranışı işte o resmi çekerek ve o duvara asarak unutulmamasını isterler. Paşa da kabul eder.
Şimdi soruyorum;
Eger o Sami USLU da gerçekten biraz US varsa bu gafletten döner. Ey AKP'li vekiller, meclise bomba atan hainler de böyle böyle ufak ufak ve sinsice Atatürk'ü  ve tarihe vefayi yok etmeye çalışmadılar  mı?
Ey CHP'li vekiller, lafa geldimi Ataturk'ü dilinizden dusurmezken neden hem tarihi bir simgeye hem Ataturk'e hem meclisin onuruna sahip çıkmazsınız?
Ey MHP'li vekiller; size faşist diyenlere kizarken neden en büyük faşiste verilen dersin anısına sahip çıkmazsınız?
  Ey ADD, emniyete cemaati yerleştiren Hanefi Avcı ve Sabri Uzun'a imza günü yapacağınıza, Atatürk pazarlayacagınıza Ona neden sahip çıkmazsınız?
Ey köşesinde köpeğinin anılarını yazan köşe hantalları, neden bunu yazmazsınız?
   Bunca gafil sefil varken hadi gel de topu topu iki gün tatil yap? Ne haddime. ...

9 Eylül 2016 Cuma

Bu Gitmeler Gitme Değil

Bir tv.programında "fetocuları temizleme adı altında emniyet teşkilatındaki tüm Atatürk ve Cumhuriyete bağlı unsurları temizlemeye çalışan, emeklilik kararının altında imzası olan herkes temizlenmedikce hiç bir şeye inanmam"demiştim. Önce bakan,sonra o dönemin em.gnl.müdürü ve son dönem em.gnl.md.ü  görevden alınmış. Yeter mi?Asla...Karara imza atan,sessiz kalan  (ki en tehlikelisi,en namerdi dediğim bunlardır) önce gitmeli sonra yargıda hesap vermeli.
Gelelim yeni em.gnl.müdürüne. .Tarafsız bölge programında "daha yeni gözaltına alınan valiyi atayan bakan bunu nasıl açıklayacak? " diye sorduğumda, Cevdet Saral'a mesaj yollayarak "Mutlu bey yanlış biliyor, Sinop valisini kastediyor ama öyle birşey yok"demişti. Ben Sinop diye soylemediğim halde "yanılıyor "diye mesaj çeken o zamanın müsteşarı şimdiki yeni em.genel müdürü ,ertesi gün Sinop valisinin ifadesinde "evet "diyerek fetocu olduğunu ve Bakanı işaret ettiğini görünce ve  benim haklı olduğumu, kendisinin yanıltıldığını anladiginda ne düşündü acaba. Kendisini canlı yayında boşa dusurenlerin amacını anladı mı acaba?
Yeni bakan yeni genel müdür bir başlangıç olarak görülmek istiyorlarsa, önce bu "yerini korumak için değil vatanı, babasını bile satacak" dalkavuklardan kurtulmalıdır.
   Sonra mı?Sonrasında elbet birileri ne gerekiyorsa yapacaktır. Koskoca Atatürk çıkaran bir milletten düzgün polis mi çıkmayacak, elbette çıkar.Kıstas belli; Hukuk,ahlâk ve cesaret.Bulamazsanız haber verin, yüzlerce aslan vatan evladı tanıyorum.

Türkeş ve CHP

Adı bende saklı bir  dostumla sohbette laf döndü dolaştı  merhum Alparslan Türkeş'e geldi. Çünkü bir dönem merhumun yanıbaşında olan dostum, daha sonraları özellikle Alparslan Türkeş'in ölümünden sonra gördüğü bazı farklılıklar ve yanlışlıklar yüzünden partiyle yollarını ayırmış ve mütevazi bir yaşamı seçmiş biriydi.Türkeş'in Atatürk  ve CHP hakkında söyledikleri bana çok anlamlı geldi sanıyorum siz de şaşıracaksınız.
  Dostum bir gün başbaşa kaldıklarında merhum Türkeş'e Atatürk hakkında ne düşündüğünü sorduğunda
"-Allah'ın birliğini bilmeseydim haşa,  Ona  tapardım. "demiş.
Cevabın muthisligi karşısında şaşıran dostum, merhuma CHP hakkında ne düşündüğünü sorduğunda ise :
"-Eğer CHP Ataturk'ün kurduğu parti olarak kalsaydı ben MHP'yi kurmazdım. "cevabını alır.
   Sözünün doğruluğuna inandığım dostumun ne abarttığını ne de eksik anlattıgını düşünmüyorum. Altı ok ile dokuz ışık arasındaki benzerliği görünce.,Atatürk'ün vefatından sonraki CHP'yi  görünce sözler daha anlamlı geliyor. Aynı şeyler elbette MHP için de söylenmelidir.
  Ülkemizin olmazsa olmaz iki geniş tabanlı partisinin bugün cemaatlerle anılmaya başlanması, Atatürk  hakkında bazı vekillerinin abuk sabuk sözler söylemesi, milliyetçilik ve laiklik hakkında topluma yeterince aydınlatıcı ve inandırıcı olmamaları bunları soylememi haklı çıkarıyor.
  Hatta bu gün yaşadığımız karmakarışık hali görünce gel de en demokrat en bozkurt en büyük lideri ulu önderi arama,ozleme.
  Yıldönümün kutlu olsun CHP, Başbuğ'unun sözlerini unutma MHP.


8 Eylül 2016 Perşembe

At izi İt izi

Cumhurbaskanı'nın açıklaması sonrasında hemen herkes "at izi it izine karıştı"demeye başladı.Oysa  çok değil kısa süre önce tv kanallarında "oluşturulan komisyonlar bir fırsat olabilir,yeter ki mecliste sınırlı kalmasın ve yerele insin, aksi halde soruşturmalar sulanır ve feto nun istediği gibi mağdurlar edebiyatı işlerlik kazanır "demiştim. Bugün Başbakan da bakan da aynı şeyleri söylüyor. Şimdi biraz daha açarak "iktidar ve muhalefet üyelerinin yanına birikimli, tarafsız, analiz yapabilecek insanlar katarak daha adil,vicdani ve ahlaki tespitler yapmak,ileriki günlerde hem ülke hem dış dünya nezninde tazminat,takibat ve tahribatın önüne geçebiliriz.
   İzler karışmaz, yeterki it iziyle kurt izi ,at iziyle eşek izini karıştırmak isteyen gavat izleri işin içine girmesin.

6 Eylül 2016 Salı

CHP'ye Gelen Kaset

Bu günkü köşesinde CHP'ye gelen kaseti soran Mahmut Övür ,bazı sorularla chp ye ve siyaset dünyasına kimlerin yön vermeye çalıştığını irdeliyor. Doğru bir noktaya parmak basan Övür, kaseti getirenin polis olduğunun belli oldugunu belirtirken isim konusunda tereddüt ederek ve hukuki sebeplerle açıklamıyor.Haklı da,çünkü bu isim ya da isimleri sayın Kılıçdaroğlu savciliktaki ifadesinde "hatırlamıyorum" diyerek noktayı koymuştu. Aslında gecenin bir yarısı gelen 2 kişi pek de unutulacak şeyler için gelmemişti ve ülkenin siyasi dizaynı için oradaydı.
  Belki şu sıralarda gözaltında bunları anlatıyordur o kaset taşıyıcısının biri,  kaçacak yer arıyordur diğeri. ..
Kendilerini deşifre edenleri "milli damar oluşumu "diye yıpratmaya çalışanların ne tür bir ihanetin icinde olduklarını sanırım yakında görürüz.

Mili Damar mı ? Kirli Adamlar mı?

Geçtiğimiz günlerde Ahmet Hakan'ın sunduğu "Tarafsız Bölge" programına konuktum. Programa telefonla bağlanan Hanefi Avcı'ya "savcılığa giderek milli damar adlı bir oluşum olduğunu bildirdiniz mi?" diye sordum.Avcı'nın "evet" demesi üzerine "sonuç ne oldu" dediğimde  bir an durakladı ve "takipsizlik verdiğini duydum" dedi. Dukakladı,çünkü benim sonucu bilip bilmedigimden emin olamadı.Elbetteki biliyordum. Çünkü, Avcı'nın suç duyurusunda bulunarak isimlerini sanki bir orgütmüş gibi verdiği insanların çoğunu tanıyorum ve bazıları yanımda yetişmiş değerli polis sefleridir.Avci'nın verdiği isimler değil bir oluşum bir cemaat,sadece gece gündüz demeden görevlerini yapan, vatansever, Cumhuriyet sevdalısı kardeşlerimizdir. Şöyle ki;o isimlerde bir eksik vardı,  BENİ  unutmuştu.Emniyetteki köz grubunun tek korkusu olan bu insanlara yapılan iftira yargıdaki değerli savcılar tarafından geri püskürtüldü ve takipsizlik verildi.
Beni tanıyan herkes durduğum yeri bilir. Benim aslanlarım dediğim bu insanların adı milli damarsa ben de öyleyim ama onların mücadelesine engel olanlara da kirli hatta hain damar da derim. Ahmet Hakan'ın farkında olmadan sormama fırsat vermediği soru da işte buydu;
Kim milli?Kim kirli?