19 Nisan 2017 Çarşamba

YSK'nın KESİN SONUCU

 Sosyal medyada yayılan  referandum sonucu hakkındaki ilginç bilgilere değinmiyorum bile.Seçmen sayısından fazla oy çıkan yerler, %100 evet çıkan yerler,henüz açılmamış binlerce sandık, YSK'nın kanunu çiğnediği  gibi bilgilerin daha uzun  süre kamuoyunu meşgul edeceği kesin. Fakat YSK'nın  müthiş diksiyonlu başkanının açıkladığı kesin olmayan sonuçlara göre kesin olan bir şey var;
  Bu ülkede yaşayan 23. 777. 014 (yirmiüçmilyonyediyüzyetmişyedibinondört) TERÖRİST var.
35 sene polislik yaptım bu kadar teröristi olan ne örgüt ne ülke gördum. Haydi savcılar görev başına.
    Ya da içinde benim de olduğum 23.777.014 kişiden özür dileyin, yoksa ben de size HIRSIZ  derim......

18 Nisan 2017 Salı

İDAM TEZGAHI

15 temmuz darbe girişiminin hemen ardından bir grup “idam” sloganları atmıştı.Cumhurbaşkanı da  bu kalabalığa hitaben” önüme getirsinler,imzalarım” demişti.Şimdi referandum sonuçlarının ardından yaptığı konuşmada da aynı sözleri tekrarlayarak “gerekirse bir referandum da idam için yaparız” dedi.
   Kişisel fikrimi de söyleyerek konunun içindeki ince hesabı anlatmaya çalışayım.35 yıl polislik yapmış biri olarak pedofili suçları,çocuklara uyuşturucu satıcılığı,vatana ihanet,darbe suçları hakkında idam uygulamasına “evet” derim, derim ama 15 temmuzun hemen ardından bunun dile getirilmesindeki ince hesabı da unutmam.Eğer bir zahmet o gün “idam” çığlıkları atan grubu birileri incelerse, çoğunun Feto örgüt üyesi olduğu  görülecektir.Çünkü idamın geçerli olduğu ülkeye suçlu iadesi olmayacağını bilen bu örgüt, hem toplumu ve hem de ne yazık ki C.başkanını da kandırmaktadır.Peki C.başkanının çevresindekiler bu uluslararası,özellikle ABD ile aramızdaki bu anlaşmayı hatırlatmıyor mu?Çıkacak idam yasasının geçmişe yürümeyeceğini( yani ne fetocuları ne de şu ana kadar işlenen suçları kapsamayacağını),uluslararası işbirliği yaptığımız siyasi ve ekonomik ilişkileri zora sokacağını,Öcalan haininin iadesinde bile “idam edilmeme” koşulunu hatırlatmıyor mu?Elbette bu sorunun cevabında; Fetocuların  hala sarayda ne denli etkili olduklarını,toplumu yönlendirmede ne denli etkili yerlerde olduğunu görmeliyiz.
Şayet cumhurbaşkanı bütün bunları bile bile yapmıyorsa,Fetonun iadesini gerçekten  istiyorsa,ülkede diktatörlük görüntüsü vermek istemiyorsa,bunun hukuki sonuçlarının  BM askerinin Nato üyesi olan ülkemize  girmesiyle sonuçlanacağını hesaplıyorsa oynanan oyunu da iyi görmeli,çevresinde bu oyunu kurgulayanları temizlemeli ve halkı bir hamle bile sonrasını görmeden adım atmaya sürüklememelidir.Yoksa Temel’in idamdan önceki son sözü gibi  “ha bu bana ders olsun” demenin faydası olmaz.

          Çok yakında göreceğiz….

16 Nisan 2017 Pazar

RAKAMLARIN DİLİNİ DOĞRU OKUMALI

Referandum sonuçları hakkında önümüzdeki günlerde bir sürü yorumlar yapılacağı kesin.Önemli olan bu yorumların maksadı ve önümüzdeki günlere etkisidir.Bu yüzden saçmalayanlara,saptıranlara,savunanlara ve her söze atlayan sazanlara dikkat etmeli.Dikkat edilmesi gereken bir kaç noktaya değinmekte fayda var.
1) Öncelikle çıkan oranlar her açıdan üzücüdür.Şöyleki; ülkede yapılacak yönetim değişikliği teklifi yarı yarıya sonuçlanmıştır.Bu gelecek günlerin her kararı tartışılır hale getireceği anlamına gelir ve bu da ülkeye zarar verecektir.
2)Yakın zamanda yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde bile daha önce adı sanı duyulmayan Ekmeleddin adlı birisi sırf Tayyip Erdoğana'a karşı aday olduğu için 15 milyon oy almıştı.Bu da vahimdir.Bir ülkede devlet başkanını istemeyen insan sayısı 15 milyon ise bu da ülkeye zarar verir.Ki bu rakam, kişiye oy veren ülkemde bu referandumda daha da artmıştır.
3) Rakamları tersten okuduğunuzda getireceği zararları da görmek mümkün olacaktır.Biliyoruz ki İstiklal savaşı sırasında ordudan kaçan asker sayısı 300 bindi.Kaçak olaylarının fazlalığı sebebiyle bazı birlikler görevlerini yerine getiremiyor,cephanelik ve yiyecek depolarını korumakta güçlük çekiyorlardı.Kaçak olaylarının düşman tarafından anlaşılmaması için subaylar er kıyafeti giyerek devriye geziyorlardı.Kaçaklara yönelik caydırıcı tedbir olması için yakalananlar kurşuna dizilirken 10 kişilik sıranın bazen birinci ve sonuncusu öldürülüp diğerleri bırakılıyordu.
  Görmezden gelinemeyecek bazı rakamlar vardır ve sizi farklı tedbirlere zorlar.
4)Bu günden itibaren YSK kararı çok konuşulacağa benziyor.Yıllardır seçimlerde görev yaptığım için hatta yakaladığım için biliyorum ki; her seçimde mühürsüz zarf konusu olur.Yandaşına verdiği mühürsüz zarfı sandığa attıranlar,para karşılığı bunu yaptıranlar olmuştur.Burada asıl dikkat edilmesi gereken mühürsüz zarfların çıktığı sandıktaki seçmen sayısı ile kullanılan oy sayısının tutup tutmadığıdır. Oy kullanmayanların tespiti,o sandıktaki mühürsüz oy sayısı tespit edilerek  karşılaştırılır ise YSK başkanının zor anlaşılır konuşmasında söylemeye çalıştığı "dışarıdan getirildiği ispat" konusu olur ve bu da iptal kararı demektir.Bu görev partilere düşer ve yapmalıdırlar.
5)Ben biliyorsam ve duyduysam istihbarat örgütlerimiz de duymuştur ki; Bazı dış planlayıcılar referandum sonuçlarını KARGAŞA amaçları için kullanmak üzere harekete çoktan geçtiler.Her türlü sonuçta ülkede eylemler yapmak üzere bazı aşırı sol örgütleri harekete geçirmek üzere ciddi paralar aktarmaya başlamışlardır.Bu oyunlara gelmenin de ülkeye ciddi zararlar vereceğini unutmamalıyız.
6)Her kargaşada hedeflenen, ülkede HUHUKDIŞILIK olduğu,HALKLARI EZİLDİĞİ,DEMOKRASİnin geri getirilmesi, BM müdahalesi gerektiği gibi hedefler olacaktır.Benzer söylemlerle bölünen,parçalanan ülkelerde de aynı yolun izlendiğini unutmamalıyız.Özellikle iktidarın da bunların ekmeğine yağ sürecek uygulamalar yapmaması gerekmektedir.Çünkü diktatörlük çağrıştıracak uygulamalar da  uluslararası hukukta, Nato kuralları noktasında yine BM'nin müdahalesine kapı açacaktır.
     Sonuç olarak referandum rakamları evet diyenler tarafından da hayır diyenler tarafından da doğru okunmazsa doğru okuyan birileri tarafından bize çok pahalıya mal olabilir.
Not( yakın zamanda yurtdışına çıkacak bazı belediye başkanlarına ve milletvekillerine dikkat etmekte fayda var, yüklü miktarda dolar alanları da izleyin)

11 Nisan 2017 Salı

DANIŞMAN?

13 ekim'de yine burada "kılavuz mu karga mı" başlıklı yazmıştım.Başbakanın Başdanışmanı Muhsin Kızılkaya'nın "askerler ölmek için maaş alıyor" demesi üzerine
" Başbakana başdanışman deyince pek çoğumuz üstün birikimler ve özellikler görmeyi bekliyoruz.Ağzından çıkana sahip olamayan,toplumun tamamına yakınını incitebilecek sözler söyleyebilen,özgürlüğümüzü borçlu olduğumuz şehitlerimize hakaret edebilen birine danışmayı anlamakta zorlanıyorum."demiştim.
Bu gün de cumhurbaşkanının başdanışmanlarının sözlerini dehşetle okudum.C.Başkanı başdanışmanı Mehmet Uçum şu tweti atmış "

Yine C.Başkanının başdanışmanı olan Şükrü Karatepe de

Erdoğan’ın başdanışmanından Çin benzeri ‘eyalet’ önerisi: Şehirler de ‘tek başlı’ olacak

diye açıklama yaptı.10 Kasım 1996 da Kayseri belediye başkanıyken "10 Kasım törenlerine içim kan ağlayarak katılıyorum" diyen Karatepe sözlerini şöyle sürdürmüştü " Bu düzen değişmeli, Bekledik, biraz daha bekleyeceğiz. Gün ola, harman ola, Müslümanlar içlerindeki hırsı, kini, nefreti eksik etmesin" 


Bir yanda başbakanın danışmanı diğerleri C.Başkanı danışmanları.Şehitlere hakaret eden,kin,nefret kusan,eyalet özlemini açıklayan,yeni devlet kurmaktan bahseden bu insanlara danışılıyor olması herşeyi anlatmıyor mu?
   önceki yazımı sevdiğim bir fıkrayla bitirmiştim,nedense aynı fıkra yine aklıma geldi;
 İki sokak kedisi komşu villanın yüksek duvarında atlayarak bahçede her akşam yapılan ziyafetten nasiplerini alıyor ve keyiflerine bakıyorlarmış.Bu iki kedinin ziyafet sohbetini duyan ama küçük olan bir kedi, yalvar yakar onlarla birlikte gelmek istemiş.İki kedi de "yahu sen küçüksün,duvardan atlayamazsın,duvarın üstünde tel var" demelerine rağmen küçük kedi ısrar edince kabul etmişler.İki iri kedi bir hamlede duvarı aşmışlar ama bizim ufaklık tel örgüye takılmış ve pipisi kopuvermiş.Feryat figan "pipim koptu" diye bağıran ufaklığı gören  iki iri kedi :
"ulan sana dedik boyun yetmez diye.Dua et bizim mahalledensin.Kafanı yorma ,pipin koptuysa kopsun,seni bir yere danışman yaparız" diyerek teselli etmişler......
    Şimdi, bizim o küçük kedi askerden fazla olan danışman maaşıyla ve garip sesler çıkararak dolaşıyor...

4 Nisan 2017 Salı

Atatürk de Kandırıldı

Bu günlerde sık duyduğumuz” kandırıldık” sözü hakkında daha önce
bu video ile gereken cevabı vermiştim ve “henüz 16 yaşında olan bir çocuk kandırılamadı da koskoca devlet mi kandırıldı?” diye sormuştum.
Aslında her insan kandırılabilir.Bunu 35 yıllık polislik hayatımda çok defa gördüm.Fakat ,tecrübelerim bana kandırılanın kandırmak istediği için kandırıldığını gösterdi.Bir de iyi niyetlerle ve güven duygusuyla yaşanan kandırılmalar var.
Tarih 13 Kasım 1918.Mustafa Kemal Adana treninden inip de Haydarpaşa rıhtımına ayak bastığında karşılaştığı manzara şudur: 55 düşman gemisi zafer bayrakları açarak İstanbul limanına girmektedirler.Bütün karşı sahiller Rumların,Yahudilerin,Levantenlerin sarhoş çığlıkları ve palikarya naraları ile inler.Çanakkale’den beri çok yakınında olan başyaveri Cevat Abbas’a  “geldikleri gibi giderler” diyen Mustafa Kemal’in derin üzüntüsünü gören Cevat Abbas “size nasip olacak,siz bunları kovacaksınız paşam” der.Gülümseyen paşa,içinde şekillenmeye başlayan planlarına dalmıştı ve “Bakalım” diye cevap verir.
     İşte bu günlerden altı ay sonra çıkacağı Anadolu yolculuğuna kadar olan sıkıntılı günler böyle başlamıştı.Kısa süre Pera Palas’ta kalan paşa, daha sonra ekonomik durumu müsait olmayınca önce bir kiralık eve daha sonra da annesinin yaşadığı eve yerleşir.Görüşmelerini yürüteceği uygun ortam o sıralar önemlidir.Minber isimli gazeteyi arkadaşlarıyla çıkartır ama bu da para gerektiren bir iştir.İşte tam bu sırada Paşayı ziyaret eden binbaşı Ali Rıza bey değerli bir şahısla paşayı tanıştırmak ister.Tüccar olan bu şahıs düzgün giyimli,efendi görünümlü biridir.Binbaşı Ali Rıza, Mustafa Kemal ve arkadaşı Fethi beye yapmak istedikleri faaliyetlerle ilgili şöyle der
-Peki,bütün bu işlerin başarılması için her şeyden evvel sizlerin geçim derdinden uzak kalmanız gerekir.Paranız var mı?Hayatınızın sürmesini sağlayacak paranız yoksa rahat bir kafa ile çalışamazsınız.Artık bir göreviniz yok,böyle arkası gelmeyen masraflara dayanamazsınız,paranızı bir ticarete koyalım.
Mustafa Kemal’in yanıtı “Ama ben ticaret bilmem ki…” olur.Binbaşı Ali Rıza tanıştırdığı kibar tüccarın paralarını değerlendirebileceğini,düzenli bir gelir elde edebileceklerini söyleyerek Mustafa Kemal'i,Fethi Okyar’ı  ve yaver Cevat Abbas’ı  tüccarın bürosuna götürür.Kibar tüccar tatlı diliyle üçünü de etkiler ve ellerindeki bütün paralarını alır.Aradan geçen sürede hiç geri dönüş olmaz.Üç dört ay geçtikten sonra yapılan yatırımların,beklenen Karadeniz gemilerinden hiçbir malın gelmeyeceği anlaşılmıştı.
    Yaver Cevat Abbas bir gün Galata köprüsünde  tüccarla karşılaşır ve biraz da zor kullanarak parasının bir kısmını alır ama giden gitmiştir ve Paşa da Fethi Okyar da KANDIRILMIŞTIR.
      Yıllar sonra tebessümle ve kendisini de eleştirerek bu olayı anlatan Atatürk’ün de kandırılabildiğini gördük.Gördük ama arada biraz fark var değil mi?Bir,kendi birikimini ülkenin kurtuluş mücadelesinde kullanabilmek için, bir binbaşının aracılığına güvenmek ve teslim etmek var, bir de “ne istediniz de vermedik” diyerek ülkenin makamlarını,kaynaklarını bir hain örgüte teslim etmek var.

    Atatürk’üm, biriktirdiği üç beş kuruşu kaybetti..Ya kandırıldık diyerek kandırmaya çalışanlar?