16 Nisan 2015 Perşembe

Şair misin Polis misin lan?




Şair misin Polis misin lan?

   İki aylık sürede bölgemdeki bütün faili meçhul olaylar aydınlatılmış, örgüte yardım edenler yakalanmış, personelimin özveriyle çalışmaları sonucunda bölgesinde neredeyse hiç suç işlenmeyen tek karakol olmuştuk. Bir gece saat 03oo de karakolları denetlemeye gelen nöbetçi müdürü telsizle
-Merkez, Ostim karakoluna gidiyorum, diye anons ettiğinde ilin sert Emniyet müdürü Mehmet Canseven araya girerek
-Ostimin neyini denetleyeceksin kardeşim, karakol amirinin yarasa gibi sabaha kadar ayakta olduğunu takip etmiyor musun? Çalışan adamı denetleyeceğine git nöbette uyuyanları denetle, diyerek fırçayı basmıştı. Deli yargıçtan sonra şimdi de yarasa olmuştu adım. Bu konuşma bana olan düşmanlıkları artırmıştı. Yapılan toplantılarda sıklıkla “sen böyle çalıştıkça bizden de aynısını istiyorlar” “suç bitmez kardeşim ama sağlık biter” gibi uyarılar almaya başlamıştım. Bölgemde vergi borcunu ödemeyen bazı iş adamlarını gözaltına alıp  devlete olan borçlarını ödeyene kadar nezarethanede tuttuğumda, gelen ricacı üstlerimi geri çevirmem, sigortadan para almak için kendi fabrikasında yangın çıkaran bir iş adamına yasal işlem yaptığımda gelip olayı kapatmayı teklif eden bir müdürü kovarak geri çevirmem kısa sürede adımın uyumsuz, geçimsiz, saygısız olarak tanınmasına sebep olmuştu. Doğru yaptığınız şeyler her zaman iyi sonuçlar doğurmuyor, insanlara yanlışlarını hatırlatan adam olarak sizden uzaklaşmalarını sağlayabiliyorsunuz. Ben de üstlerimin çoğu tarafından sevilmeyen adam olma yolunda hızla ilerliyordum. Umursamasam da dedikodularla yöneticilik yapan yetersiz üstlerimin yaptığım işlere kusur bulamayıp kişisel özelliklerimi kötülediklerini duyuyordum Teşkilatta gördüğüm en yaygın hastalık “aslında iyi çocuktur, ama” diye başlayan cümlelerle kafa karıştırmayı marifet sayan “istihbaratçı” hastalığıydı. O “ama” sonuna ekledikleri her türlü dedikoduyu inandırıcı yapıyordu çünkü  “aslında iyi çocuktur” ile başlıyordu. Benim ne dedikodu dinleyecek ne de yapacak vaktim yoktu. İşimin dışındaki vaktimi ikinci şiir kitabımı hazırlamakla geçiriyordum. Urfa’da kazandığım şarkı sözü yarışması ödülü ilk kitabımı çıkarma cesareti vermişti ve Ankara’ya geldiğimde bir matbaada “Gücendiğim” adlı ilk şiir kitabımı bastırmıştım. Bana ikincilik ödülü kazandıran yarışmada jüri üyesi olan şair Cemal Safi’yle tanıştığımda bir itirafta bulundu;

-Senin şiirin aslında birinci oldu. Halil Soyuer adıyla gelen şiiri okumadan birinci seçtik. Çünkü Halil ağabey hepimizin eskisi, ağabeyi ve ustasıdır. Amatörler yarışmasına katılmasını yadırgamıştık ama kırılmaması için okumadan birinci seçtik. Ondan sonraki en iyi şiiri ikinci seçtik o da senin şiirindi.

    Halil Soyuer’den habersiz oğlunun şiir gönderdiğini anlatıp tanıştırdığında henüz 29 yaşındayken şair Halil Soyuer, Cemal Safi, büyük besteci Avni Anıl ve tanınmış ses ve saz sanatçılarının masa arkadaşı oluvermiştim. Karakol dışında çok az boş vaktimi geçirdiğim bu insanlardan gördüğüm sevgiyi maalesef meslek büyüklerimden görmüyordum. Şair dostlarım yazdığım şiirlerdeki hatalarımı düzeltirken, üstlerim yazdığım tutanaklarda eksik bulmaya ve ceza vermeye çalışıyorlardı. Bu durum da mesleki bilgimi artırmamı, daha dikkatli davranmamı, az güvenip çok araştıran polis olmamı sağlamıştı. Meslek içi kurslar, toplantılar, seminerler ve hukukçu dostlarımla yaptığım sohbetler iş bilincimi, şair ve sanatçılarla yaptığım sohbetler de edebiyat bilincimi geliştiriyordu. Bir sohbet akşamında ülkenin en saygın bestecisi olarak bilinen Avni Anıl ilginç bir soru sordu
-Sana amirlerinden hiç, şair misin polis misin lan? Diyen oldu mu Mutlu?
Şaşırdığımı görünce kendi hikayesini anlattı. Aslında polis kökenli olduğunu, müziğe ilgisini fark eden bir amirinin “sanatçı mısın polis misin lan” demesi üzerine mesleği bıraktığını anlattığında Halil Soyuer’in yorumu kafamda şimşek çakmasına sebep oldu.
-O amirden Allah razı olsun, istemeden de olsa ülkeye en büyük besteciyi kazandırmış.
Bakış açısı buydu işte. Benim kötü üstlerim de istemeden benim iyi polis olmama katkı sağlıyorlardı. Keşke bunu isteyerek yapsalardı…



14 Nisan 2015 Salı

Hayatımı Kurtaran Ses


Hırsızlık masası amiri olduğum yıllarda bakkalların ve büfelerin faresi diye bilinen bir çocuk yakalamıştık.Kimsesiz olan bu tombul yanaklı çocuğa "patates" diyordum.Bir boya sandığı yaptırarak her gün ayakkabımı boyatıyordum,beni gören memurlar da patatese boyatıyordu.Kendime yemek ısmarladığımda patates de hakkını alıyordu.Geceleri ya nezarette ya da nöbetçi memurun odasındaki kanepede yatan patates hayatından memnundu.Artık bakkal,büfe hırsızlıkları kesildiği için biz de memnunduk ki bir gün aniden gitti patates.

YAKINDA YAYINLANACAK OLAN  VALLAHİ OLDU  KİTABIMDAN;
Hırsızlık olaylarındaki azalma benim olduğu kadar personelimin de gururunu okşuyor, gösterilen her başarıyı toplu yemeklerle kutluyorduk. En lüks yerlere de piknik yapmaya da aramızda topladığımız paralarla bazen de aldığımız (taltif) ödül paralarıyla gidiyorduk. Personelin kaynaşması başarılarını da artırıyordu. Tek kafama takılan o sıralarda kaybolan “patates”in nereye gittiğiydi. Benim olmadığım bir anda gitmiş ve bir daha da dönmemişti. Bakkal, market hırsızlığı da olmuyordu. Hırsızlık yapmadığı belliydi ama “acaba birisi bir şey mi söyledi de gitti” diye düşünmeden edemiyordum.
    İşte gösterilen başarıyı bazen de kendi başıma Atakulenin tepesine çıkarak Ankara’yı, Anıtkabir’i izleyip halka ve Atatürk’e “rahat uyuyun, ben varım” diyerek kutluyordum. Arada bir birkaç kadeh içecek zamanı bulduğumda ise 2. Şiir kitabımı hazırlıyordum. Bitmek üzereydi ve aldığım ödül parasının bir kısmıyla matbaaya bastırmak üzereydim. O gecelerden birinde biraz dalgın biraz yorgun Atakule’nin merdivenlerinden inerken bir çocuk sesiyle döndüm “ deli abiiii” diye bağıran çocuğa doğru dönünce arkamdan elindeki bıçakla saldıran birinin yere yuvarlandığını gördüm. Sese doğru dönmem bıçağın birkaç santim saparak böbreklerim yerine boşluğa gelmesiyle şahıs yere yuvarlanmıştı. Kafamı sesin geldiği tarafa döndüğümde elinde bir tutam çiçekle Patatesi gördüm. Beni yalnız gören alkollü ve sabıkalı bir hırsızın darbesinden kurtaran patatese bu saatte ne işi olduğunu sorduğumda “senin dediğini yapıyorum deli abi, çalışıyorum, çiçek satıyorum” dedi.
   Yaptıklarım, bir hırsızın canımı almaya çalışma kötülüğü bir başkasının ise hayatımı kurtarma iyiliği olarak karşıma çıkmıştı.