13 Ekim 2016 Perşembe

Kılavuz mu? Karga mı?

   Birkaç gün önce Habertürk'de yayınlanan "Türkiye'nin Nabzı" programında Muhsin Kızılkaya'nın "Askerler ölmek için maaş alıyor"  sözleri toplumun büyük kesiminde tepkiyle karşılanmıştı.Bunun üzerine eski AKP milletvekili ve şimdi Başbakan BAŞDANIŞMANI olan Kızılkaya, Habertürk internet sitesinde bir metin yayınlayarak Bütün milletimden özür diliyor, saygılarımı sunuyorum’ dedi.
Ben şimdi "dervişin fikri neyse zikri de odur" diyebilirim ama bu ne derviş ne herhangi bir gazeteci ne de fikrini anlatmak için o ekrana çıkan biri değil, bu adam bu ülkenin Başbakanının Başdanışmanı.Ve adım gibi eminim o sözleri tamamen içinden gelen sözler olarak sarfetti.Tepkiler üzerine özür dilemesini de yüzündeki ifadeye bakarak söyleyebiliyorum ki, ya telefonuna gelen "ikaz" ya da pozisyonunu kaybetme kaygısıyla yaptığını düşünüyorum.Herşeye rağmen özür dilemesi doğru ve yerindedir.Asıl merak ettiğim bu ülkenin Başbakanının bu insana ne danıştığıdır.Yenikapı ruhuna zarar vermemeye özen gösterilmesini sık sık dile getiren sayın Başbakan, bu(  halkın karşısında bile kinini,asker düşmanlığını,kürtçü bakışaçısını kusabilen) adamın hangi uzlaştırıcı bakışaçısına danışıyor?
   Parti genel merkezine Atatürk'ün dev resmini as,bütün partilerin Yenikapı katılımına övgüler düz,halkın 15 Temmuz tepkisinde gösterdiği olağanüstü birlik ve beraberlik direncine teşekkür et sonra da git Lozan'a salla,Anıtkabir'e halı saha yap,Cumhuriyet değerlerine incitici sözler söyle.Bu ne pehriz bu ne lahana turşusu diyecektim ki Muhsin Kızılkaya'nın ekranda saygısızca ve fütursuzca sarfettiği sözleri duydum ve artık eminim ki yaşadığımız pek çok dengesizliklerin arkasında "danışman" problemi var.
   Ben de danışmanım ama "Bağımlılık Danışmanı"yım.Yani bir konu ile ilgili eğitim almış olduğum,saha çalışmalarına katıldığım ve yıllarca sokakta "bağımlılık" ile ilgili görev yaptığım için bu ünvanı taşıyorum.Oysa Başbakana başdanışman deyince pek çoğumuz üstün birikimler ve özellikler görmeyi bekliyoruz.Ağzından çıkana sahip olamayan,toplumun tamamına yakınını incitebilecek sözler söyleyebilen,özgürlüğümüzü borçlu olduğumuz şehitlerimize hakaret edebilen birine danışmayı anlamakta zorlanıyorum.İşte o anda aklıma bir fıkra geliyor:
   İki sokak kedisi komşu villanın yüksek duvarında atlayarak bahçede her akşam yapılan ziyafetten nasiplerini alıyor ve keyiflerine bakıyorlarmış.Bu iki kedinin ziyafet sohbetini duyan ama küçük olan bir kedi, yalvar yakar onlarla birlikte gelmek istemiş.İki kedi de "yahu sen küçüksün,duvardan atlayamazsın,duvarın üstünde tel var" demelerine rağmen küçük kedi ısrar edince kabul etmişler.İki iri kedi bir hamlede duvarı aşmışlar ama bizim ufaklık tel örgüye takılmış ve pipisi kopuvermiş.Feryat figan "pipim koptu" diye bağıran ufaklığı gören  iki iri kedi :
"ulan sana dedik boyun yetmez diye.Dua et bizim mahalledensin.Kafanı yorma ,pipin koptuysa kopsun,seni bir yere danışman yaparız" diyerek teselli etmişler......
    Şimdi, bizim o küçük kedi askerden fazla olan danışman maaşıyla ve garip sesler çıkararak dolaşıyor...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder